ANAMUR
Anamur; Türkiye’nin en güney sınırı olan Anamur Burnu ile, Gazipaşa Silifke arası, yıllarca tek otobüsün ancak geçebileceği, özellikle ilk defa o yollarda seyahat eden yolcular için korkulan, çok tehlikeli, virajlı ve korkunç yollara sahip olan bir ilçe. Her türlü tehlikelere karşı kendisini koruma amaçlı, 2000 metre yüksekliğe sahip dağların dibinde, deniz kanarında sırtını Toros Dağları’na dayamış ve bakir kalmış bir ilçe.

Kükür köyü de Toros Dağı’nın en dibinde, 800-900 rakımına sahip ve Anamur ilçesinin kuzeyinin tamamını, sanki Anamur’u dağa karşı koruma amaçlı çepe çevre çevrelemiş bir köydür. Kükür’e Anamur’un en doğusunda olan Dragon çayı (Üzerine Anamur’dan Kıbrıs’a deniz dibinden su götüren “Asrın Projesi” diye adlandırdığımız baraj bulunan çay) başlangıcından girilip, Anamur’un en batısındaki Sultan Çayı çıkış noktasına kadar uzanan ve bir tarafından öbür tarafına yürüyerek en az 8 saat süren, 13 mahalleli bir köy.

Geçen yazımda da bahsettiğim gibi, Anamur’u yakından tanıyan yıllarca avukatlık yapış Mehmet Oktar, Anamur’un geçmişine ait değişik bilgiler aktarmıştı. Kükür için de, benim ilk defa duyduğum şu bilgiyi aktardı: Mısır’dan kan davası yüzünden bir grup, beklide aşiret, yerleşim şeklinden anladığımıza göre, kalabalık olduğu sanılan grup, Kükür’e yerleşmiş. Dağınık yerleşmişler, gelip davalıları bulduklarında hep birlikte muhatap olmamak için herhalde.

Bu ve buna benzer göçler ve yerleşmeler çok eskilerde oluyormuş. Orta Asya’dan göçler gibi. Savaşlar sonucu kaçmalar gibi. Şimdiki Suriye’deki savaş sonucu sığınmalar bunlara benzer örnekler olsa gerek.

Hangi sebeple olursa olsun göçler sonunda yerleşim yerleri, ileride başa gelecek engelleri göğüsleyebilecek şekilde seçilirmiş. Saldıralar karşısında, kaçılması gerekiyorsa deniz yoluyla kaçmak için deniz kenarına yerleşilirmiş. Şekil olarak, Anamur’da olduğu gibi; hem deniz kenarına hem de araziden gelecek saldırılar karşısında sırtını dağa dayamak gibi.

Otobüsle yolculuk yaparken karşılaştığım, Anamur’da biraz kalmış ve Anamur insanlarını incelediğini ve araştırdığını söyleyen bir yolcu, Anamur’u korsanların gelip yerleşerek kurduklarını, çok eskileri bir korsan şehri olduğunu söylemişti. Bunu söylerken kendine göre, Anamurluların olumsuzluklarını ve sevilmeyen taraflarını, korsanlığa dayamak istediği anlaşılıyordu.

Teknolojinin gelişmediği eskiçağlarda, göçerlerin yerleşim yerleri bulmalarında şöyle bir yol da varmış. Koyun ya da keçileri keserler ve yerleşmek istedikleri bölgede değişik yerlere etleri asarlarmış. En geç bozulmuş(kokmuş) etin bulunduğu yere yerleşilirmiş. Zira rutubet ve nemin en az olduğu yer olarak oralara yerleşilirmiş.

Yazmak istediğim başka şeydi ama Anamur için duyumlarım yanında  araştırmaları ve tarihçilerin aktarımlarını yazmadan geçmek olamazdı.

ANAMUR’UN TARİHÇESİ
Anamur’un yerleşimi ve tarihçesi kısa ve öz olarak, yazılı belgelerden, tarafımdan kısaltılmış şekli şöyle:
Antik çağlara kadar uzanan bilgilere göre; Hititler, Asurlular ve Persler’den sonra Anamur,  MÖ 333’te Mekadonya Krallığı’na bağlanmış. Bu dönemde kentin adı “Anemurium” olmuştur. Bu isim antik kaynaklara göre “Rüzgarlı Burun” anlamındadır. MÖ 1. Yüzyıl’da Roma ve daha sonra da Bizans egemenliğindeki Anamur’u görüyoruz. Ve sonrası sırayla Anamur, Arapların, Bizanslıların, Selçukluların, yeniden Bizanslıların eline geçer. Devamında Anamur, Kilikya Ermeni Krallığı, Selçuklular ve yeniden Kilikya Ermeni Krallığı,  daha sonra 1275’te Karamanoğlu Beyliği’nin ve 1471’de de Osmanlı İmparatorluğu yönetimi şeklinde elden ele değişen bir geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz.

Anamur, Osmanlı imparatorluğu döneminde 1859 yılında ilçe olmuştur. Osmanlı döneminde iki tip kaza vardı. Biri Anamur tipi, köylerden oluşan kaza. Bu köylerden biri de kaza merkezi sayılırdı. Anamur’un merkezi, Ören beldesinin Nasradın (Nasrettin) ve Ortaköy köyleriydi. Sonradan daha içeride ve biraz daha yüksekçe olan “Çorak” ilçe merkezi olmuştur. 1930 yılında eski hükümet konağı binası Rumların kilisesi yıkılıp yerine inşa edilmiştir. Mimarı da Ermeni bir usta olduğu bilinmektedir.

ANAMUR’UN BUGÜNÜ
Anamur ilk çağlarda Kilikya’nın bir liman kentiydi. Ve geçmişine baktığımızda, M.Ö. 1250 yıllarına dayanan çok eski ve köklü bir tarihe sahip olduğunu görüyoruz. Ancak Cumhuriyet döneminde çok gelişme gösterememiş ve kendi kabuğunun içinde saklı kalmıştır. Özellikle yolları yapılmadığı için karadan doğuya, batıya ve kuzeye açılamadığı gibi, denizden de 75 km. mesafedeki Kıbrıs’a bile ulaşılamamıştır. “Asrın Projesi” ve buna bağlı olarak kapalı devre sulama sistemi ve Akdeniz sahil yol yapımı da tamamlanması sonucu inşallah kabuğunu kırıp dışa açılacak. Son zamanlarda da il olması gereken ilçeler içerisinde ismi geçmekte olduğuna şahidiz. İnşallah olur.

Ulaşım, bir nesneyi veya bir kişiyi bulunduğu yerden olması gerektiği bir yere aktarmaktır. Yani yerleşim yerleri arasında bir yerden bir yere gidip gelmektir. Damarlarımızın, kanı gerekli olan yerlere taşıması gibi. Ürettiğimiz ham ve işlenmiş maddeler, haberler bir yerden bir yere nakledilir ve hızlı olması istenir. 

1950’li yıllar ve sonrasında, Anamur’dan Mersin’e burunlu magirus dediğimiz küçük otobüslerle giderdik. Yol yok, olduğu kadarıyla virajlı ve tehlikeliydi. Yerine göre “Allah Allah” der, bildiğin duaları okumaya başlardık. İki taşıt yan yana geldiği zaman biri durur öbürü geçince yoluna devam edebilirdi. Yolculuk yerine göre 9-10 saat sürerdi. Çok şükür ki gecikmeli de olsa otoban yol yapılmakta. 

Akdeniz sahil yolu yapımı; Taşucu- Gazipaşa arası devam etmektedir. Akdeniz sahil yolu, 22 tünel ve 14 viyadük ile tamamlanmış olacaktır. Yakacık köyü ile Gazipaşa girişindeki Güney köyü arasına 4 bin 500 metre uzunluğunda Türkiye’nin en büyük 4. tüneli yapılacağı bilinmektedir..
Dragon çayı üzerinde “Asrın Projesi” ve buna bağlı olarak Anamur kapalı devre sulama sistemi Anamur için kalkınmanın en önemli faktörleri olacaktır. Akdeniz sahil yolu tamamlanmasıyla da Anamur’un tıkanmış kan damarları açılmış olacaktır.
Hoş kalın. Aralık 2016, Antalya. İsmet Kadıoğlu.