Kültür Sanat:
Müzeden Taşan Gelinlik

Mersin’in Çamlıyayla ilçesinde Belediye Başkanı İsmail Tepebağlı ile Kardelenler Çarşısındaki müzeyi geziyoruz. Üzeri motifli çeyiz sandıkları, el dokuması kilimler, halılar, bakır ibrikler, tencere ve taslar… Tahta eşyalar ve tarım aletleri, at, eşek, katır aksesuarları, renkli semerler, palanlar… Yemeniler, İğne oyası ile bezenmiş giysiler, takılar ve süs eşyaları… Bir erkek ve kadın mankene giydirilmiş günlük yaşamda kullanılan Yörük giysileri… Ve işte o siyah-beyaz düğün fotoğrafı: Damadın yanında başı açık, kolsuz gelinliğiyle gülümseyen genç bir yayla kızı. Fotoğrafın müzede ne işi mi var? Çünkü o fotoğraftaki gelinlik de bu müzede sergileniyor. Hem de müzenin en genci, henüz 54 yaşında! Gelinliğe baktım, sanki “Ben hala yaşıyorum” diyor, müzeden dışarı taşmak istiyordu. İçimden “Keşke onları tanıyabilseydim” derken, Başkan Tepebağlı düşüncemi okumuş gibi “Bu gelin ve damat hala yaşıyor” demez mi? 
Yörük Kızı ile Gakkoş’un Sımsıcak Yuvası
Birsen gelin ile İzzet damat, sevgiyle bakıldığı hemen anlaşılan, rengârenk çiçekler içindeki bahçelerinde karşıladılar bizi. 54 yıl önceki gibi heyecanlılardı. İzzet Gündoğdu Elazığ’ın Baskil ilçesinden çalışmak için genç yaşta Tarsus’a gelmiş. Sıcağa dayanamayıp gitmek isteyince, onu çok seven amirleri “gitme, seni yaylaya götürelim” demişler. Böylece Orman idaresinde işe başlamış ve bir daha da hiç gidememiş. Çünkü Birsen hanımla tanışmış. Çok güzel bir düğünle evlenmişler. Üç erkek evlatları olmuş, hepsini okutmuşlar. Birisi TBMM’de danışman, diğeri avukat olmuş. Büyük bir firmanın üst düzey yöneticisi olan diğer oğullarını ise maalesef kaybetmişler. İzzet Bey boş durmayı sevmediği için halen taksicilik yapıyor. Birsen hanımın ise el işlerine meraklı olduğu, evin içindeki nakışlı örtüler ve yastıklardan anlaşılıyor. Eski adıyla Namrun’un dünyaca ünlü iğne oyasının gençlere öğretilmesi ve yaşatılması konusunda çok emek harcamış. Mutfakta hala bakır tencere ve sahanları kullanan Birsen Hanım “Evde müzeye vereceğim daha çok eşya var” diyor.
“54 yıl nasıl geçti?” sorumuzu ikisi bir ağızdan cevaplıyor. “Dopdolu geçti. Birbirimizi hiç kırmadık, çok mutlu olduk”. Sıra gelinliğin öyküsüne gelmişti “Tarsus’lu bir terziye diktirdim. Duvağın şeklini tarif ettim, kolsuz olmasını söyledim. İstediğim gibi de olmuştu. Sadece kemerini kendim yaptım. Belediye’nin müze açtığını duyunca onu oraya bağışlamak istedim. Genç kızlarımız o müzeyi gezerken Çamlıyayla’mızın o zamanlar bile ne kadar çağdaş olduğunu görsünler istedim” 
Sohbetin sonunda oğulları Ali de “Böyle bir babam ve annem olduğu için çok şanslıyım. Bizi insan, doğa ve vatan sevgisiyle yetiştirdiler” dedi.
Ah güzel Anadolu’m… Değişik diyarlardan ne güzel insanları bir araya getirip, ne güzel yuvalar kurdurmuşsun. 
Yusuf Çelik-Mersin
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

7. Uluslar Arası Arbella Fotoğraf Yarışması...
Arbella Makarna’nın bu yıl yedincisini düzenlediği Uluslararası Fotoğraf Yarışması ödülleri sahiplerini...

Haberi Oku