Makalemi Okuyan Herkese Şimdiden Teşekkür ederim, hoşuma giden bir hikaye ile başlamk istiyorum:
"Geçen aylarda 90 yaşında nur yüzlü, dindar, çok tatlı bir hanımla tanıştım. Her sabah kalkıp yarım saat spor yapmayı ihmal etmeyen, kendine bakan, sağlığı yerinde hoş bir hanımdı. Biraz sohbet ettik. Rahmetli kocası ile çok büyük bir aşk yaşamışlar.

“Ah kızım, geç buldum erken kaybettim.” derken gözlerinden yaşlar süzüldü. Erken kaybettim, deyince içim burkuldu.

“Kaç yıl evli kaldınız?” diye sordum.

“Elli dört yıl” dedi sanki çok az bir zamanmış gibi. Ona ne kadar hızlı ve tatlı geçmişse artık. Bana oldukça uzun geldi.

Tabii büyük aşk yaşamış birini bulmuşum hem de elli dört yıl evlilik, sırrını almadan bırakır mıyım hiç. O da zaten kocasından konuşmaya bayılıyor. Kocasının fotoğraflarını gösterdi. Onu anlatırken gözleri parlıyordu. Epeyce sohbet ettik. Hikayesini yazacağım inşallah. Ona da söyledim çok sevindi. “İsimlerimizi de yaz” dedi. Hikayeyi yazmadan bu tatlı teyzeden bir kaç mutluluk sırrı paylaşayım sizinle.

“Tatlı dilli miydi kocan, sana güzel sözler söyler miydi?” diye sordum.

“Yok yavrum bilmezdi öyle tatlı, süslü kelimeler. Ben de beklemezdim zaten.” dedi.

“Çiçek miçek demi yok?”

“Yok”

“Hayat şartlarınız nasıldı?”

“Çok zorluk çektiğimiz zamanlar oldu.”

“Kocan hangi huyunu beğenirdi, seni niye çok severdi?”

“Erkekler yatağı çok sever ya. Ben de onu sevdiğinden mahrum etmedim. Ne zaman gel dediyse hiç hayır demedim.”

Sorduğum diğer sorulardan sonra mutluluğunun sırrını çözdüm. Teyze kocasından beklentilerini sıfırlamış. Ondan ne geldiyse razı olmuş. “Umma ki küsmeyesin” diye bir başlık vardı “Muhabbet Olsun” kitabımda. Teyze onun canlı bir örneği idi. Hiç ummamış, ummadığı içinde hiç küsmemiş. Olana teşekkür etmiş şükretmiş olamayandan da şikayetçi olmamış.

Kocasını eleştirmemiş, hiç suçlamamış. Hatta bir gün kocası av tüfeğini temizlerken ateş almış ve karşısında oturan yedi yaşındaki kız çocuklarına isabet etmiş ve çocuk oracıkta ölmüş. Tabii büyük bir üzüntü…Cenaze gömülmüş, evladının ölümüne sebep olan kocası yıkılmış, üzgün, bitkin eve dönmüş. Teyze de çok üzgün tabii. O da yavrusunu kaybetmiş. Fakat o halde kocasını üzgün görmeye dayanamamış, ona sarılmış. “Suçlama üzme kendini. Kader. Çocuğumuzun ömrü o kadarmış, yapacak bir şey yok.” demiş.

Ne büyük bir teslimiyet! Ne güzel bir ahlak.

Kimse kusura bakmasın, sözüm önce kendime. Mutsuzsak huysuzluğumuzdan ahlaksızlığımızdandır. Daha doğrusu imani eksikliğimizdendir. İmanımız sağlam olsa ahlakımızda güzel olur. Yaradan’a güvenimiz tam olsa sabretmeyi biliriz, şükretmeyi biliriz.

Bencilliğimizden dolayı beklentilerimiz çok yüksek. Hem bencil hem aşık; hem bencil hem mutlu olmak mümkün değil.

Okuyucularımdan “Aşk evliliği yaptık fakat şimdi mutsuzuz anlaşamıyoruz.” diye mesajlar geliyor ve hep eş suçlanıyor.

Teyzeyi gördükten sonra şuna emin oldum. Aşk zamanla ölmez; eğer yaşatmayı bilirsen. Sağlam da bir imanın varsa. Ruhunu Allah aşkı; gönlünü eş aşkıyla besliyorsan. Sema Maraşlı"

Bu hikayede de anlatıldığı üzere önemli olan beklentisiz yapabilmek bazı şeyleri, "Özveri"li olabilmek. Kimseden bir şey bekleme, karşılanmadığında üzülürsün; sen bildiğini, istediğini, inandığını yap bırak yaptıklarınla mutlu olanlar yanında olsun. Herkes her yaptığını beğenmeyecek ama seni eksiklerinle de kabul eden yanında olduğunda mutlu olacaksın. Beklentisiz sever, kendin istediğin için sever, bir şeyi yaparken sadece O'nu mutlu etmek gayesi ile hareket edersen mutluluk da seni hiç bırakmayacak emin ol.