Haber Merkezi

“Suçlu Doğulmaz; Suça Giden Yol Öğrenilir”

Toplumları ayakta tutan en önemli unsur yalnızca hukuk değildir; aynı zamanda güçlü aile yapısı, sağlıklı sosyal ilişkiler ve çocukluk döneminde kazanılan değerlerdir. Bu gerçeği yıllardır akademik çalışmalarıyla ortaya koyan, psikoloji, sosyoloji ve suç davranışı üzerine yaptığı araştırmalarla dikkat çeken 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi Akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER, suçun yalnızca adli boyutuyla değil, psikolojik ve sosyolojik kökenleriyle de ele alınması gerektiğini savunuyor.

Aile yapısı, suç davranışı, toplumsal değişim ve insan psikolojisi üzerine kaleme aldığı “Aile Yapısı ve Suç İlişkisi”, “Suç ve Suçluluk” ile “Toplum mu Suçlu, Dünya mı Değişti?” adlı eserleriyle akademik çevrelerde ilgi gören Prof. Dr. YILDIRIMER, ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalarıyla da suç olgusuna disiplinlerarası bir bakış sunmaktadır.

Günümüzde aile içi iletişim, çocukluk yaşantıları ve ruh sağlığı üzerine yapılan değerlendirmeler yalnızca akademik çevreler için değil; izmir aile terapisi arayışında olan bireyler ve aileler için de önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. Çünkü suç davranışını anlamak, aynı zamanda aile sistemini, sosyal çevreyi ve bireyin psikolojik ihtiyaçlarını birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

Kendisiyle, toplumun en önemli sorunlarından biri olan suç davranışının kökenlerini konuştuk.

Hocam, toplum bir suç işlendiğinde ilk olarak cezayı konuşuyor. Siz ise hep suçun kaynağına bakılması gerektiğini söylüyorsunuz. Neden?

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER: Toplumlar suç işlendiğinde doğal olarak adaletin yerini bulmasını ister. Bu son derece haklı bir beklentidir. Ancak bilim, olayın yalnızca sonucuna değil, başlangıcına da odaklanır.

Ben her zaman şu cümleyi kuruyorum: “Toplumlar suçluları mahkemelerde yargılar; bilim ise onları çocukluklarında anlamaya çalışır.” Çünkü hiçbir mahkeme dosyası aslında o gün başlamaz. Her suçun arkasında çoğu zaman yıllar süren psikolojik, ailesel ve toplumsal bir süreç bulunur.

Yani suç tek bir gecede ortaya çıkmıyor mu?

Kesinlikle hayır. Suç çoğu zaman ani bir karar değildir. İhmal, sevgisizlik, şiddet, duygusal reddedilme, kimlik karmaşası, sürekli aşağılanma ve çözülemeyen aile çatışmaları bazen yıllarca birikir ve bireyin davranış dünyasını şekillendirir. Mahkeme yalnızca son sayfayı görür. Bilim ise kitabın tamamını okumaya çalışır.

Ailenin rolü gerçekten bu kadar belirleyici mi?

Aile, çocuğun ilk okuludur. İnsan dünyaya yalnızca biyolojik özellikleriyle gelir. Vicdanı, empatiyi, öfkesini yönetmeyi, sorumluluk almayı, iletişimi ve adaleti ilk kez ailesinde öğrenir. Bu nedenle izmir terapist arayışında olan ailelerin yalnızca görünen davranış sorununa değil; iletişim biçimlerine, aile içi rollere, bağlanma örüntülerine ve çocuğun kendini güvende hissedip hissetmediğine de dikkat etmesi gerekir.

İngiliz psikiyatrist John Bowlby, güvenli bağlanmanın bireyin psikolojik gelişiminin temelini oluşturduğunu ortaya koymuştur. Kanadalı-Amerikalı psikolog Albert Bandura ise çok önemli bir gerçeği bize hatırlatır: “Çocuklar söyleneni değil, yaşanılanı öğrenir.” Evde saygı varsa saygıyı öğrenir; şiddet varsa şiddeti, adalet varsa adaleti, yalan varsa onu da öğrenir.

Yani suç öğrenilen bir davranış mıdır?

Her suç öğrenilmiş değildir. Ancak birçok davranış öğrenilebilir. Bunun yanında biyolojik yatkınlıklar, kişilik özellikleri, sosyal çevre, eğitim, ekonomik koşullar ve yaşam deneyimleri de süreci etkiler. Modern kriminoloji bugün tek bir neden aramıyor; risk faktörlerini değerlendiriyor.

Aile terapisi alanındaki kuramlar bunu nasıl açıklıyor?

Murray Bowen, aile içindeki çözülmemiş kaygıların kuşaktan kuşağa aktarılabileceğini söyler. Salvador Minuchin, aile içindeki rollerin ve sınırların bozulmasının çocuk gelişimini olumsuz etkileyebileceğini vurgular. Urie Bronfenbrenner ise çocuğun gelişimini aile, okul, arkadaş çevresi ve toplumun birlikte şekillendirdiğini anlatır. Aslında bütün bu kuramların ortak noktası şudur: çocuk ilk aynasını ailesinde bulur.

Peki sosyoloji bu konuya nasıl bakıyor?

Sosyoloji de benzer şekilde değerlendiriyor. Émile Durkheim, toplumsal normların zayıflamasını “anomi” kavramıyla açıklar. Pierre Bourdieu ise ailelerin çocuklarına yalnızca ekonomik değil, kültürel ve sosyal miras da bıraktığını ifade eder. Yani çocuk yalnızca genlerini değil; iletişim biçimini, sorun çözme yöntemini, değerlerini ve hayata bakışını da ailesinden öğrenebilir.

Sıcak Havalarda Alkol Uyarısı - Susuzluğu Gidermiyor, Vücudu Daha Çok Kurutuyor
Sıcak Havalarda Alkol Uyarısı - Susuzluğu Gidermiyor, Vücudu Daha Çok Kurutuyor
İçeriği Görüntüle

O zaman aile suçun tek sebebi midir?

Hayır. Bilim böyle bir şey söylemez. Her parçalanmış aileden suçlu çıkmaz, her yoksulluk yaşayan çocuk suça yönelmez, her travma yaşayan birey suç işlemez. Aynı şekilde dışarıdan çok sağlıklı görünen her aile de gerçekten sağlıklı olmayabilir. Bu noktada profesyonel destek planlanırken izmir psikolog fiyatları kadar uzmanın çalışma alanı, etik ilkeleri, danışanın ihtiyacına uygunluğu ve sürecin bilimsel temellere dayanması da dikkate alınmalıdır. Ruh sağlığı desteği yalnızca ekonomik bir tercih değil; doğru uzmanlık, güven ilişkisi ve sürdürülebilir takip gerektiren kapsamlı bir süreçtir.

Bilim bize nedenleri değil; riskleri, koruyucu faktörleri ve önleyici mekanizmaları gösterir.

Toplum suçla nasıl mücadele etmeli?

Elbette hukuk vazgeçilmezdir. Ancak hukuk suç gerçekleştikten sonra devreye girer. Psikoloji ve sosyoloji ise suç daha oluşmadan önce devreye girmeye çalışır. Bu nedenle aile danışmanlığı, ebeveyn eğitimleri, okullarda ruh sağlığı programları, erken çocukluk destek hizmetleri ve koruyucu sosyal politikalar aslında en güçlü suç önleme yatırımlarıdır.

Çünkü güvenli toplumlar yalnızca daha fazla polisle değil; daha fazla güvenle, daha fazla empatiyle ve daha güçlü ailelerle kurulur. Özellikle izmirde psikolog önerisi araştıran kişilerin yalnızca yorumlara veya kısa süreli yönlendirmelere değil; uzmanın yetkinliğine, danışanın ihtiyacına uygun çalışma biçimine ve güven veren profesyonel iletişime odaklanması önemlidir. Aile, çocuk ve yetişkin ruh sağlığı alanlarında erken destek almak, sorunlar derinleşmeden koruyucu bir işlev görebilir.

Röportajın sonunda Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER, suç olgusunu tek bir cümlede özetleyen dikkat çekici değerlendirmesini paylaşıyor: “Belki de bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras; servet değil, güven duygusudur. Çünkü suçun ilk izleri çoğu zaman olay yerinde değil, çocukluğun sessizliğinde saklıdır.”

Bu yaklaşım, suçun yalnızca hukuki bir mesele olmadığını; aynı zamanda psikolojinin, sosyolojinin, eğitimin ve aile kurumunun ortak çalışma alanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER’in yıllardır sürdürdüğü akademik çalışmaları, aile yapısı, suç davranışı ve toplumsal dönüşüm üzerine geliştirdiği bilimsel perspektif, suçla mücadelenin yalnızca cezalandırmaya değil, önleyici sosyal politikalara ve sağlıklı nesiller yetiştirmeye odaklanması gerektiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Röportaj boyunca dile getirdiği en çarpıcı ifade ise belki de tüm söyleşinin özeti niteliğinde: “Toplumlar suçluları mahkemelerde yargılar; bilim ise onları çocukluklarında anlamaya çalışır.”