EKONOMİ

'Akkuyu, Türkiye açısından küresel nükleer tedarik zincirine açılan bir kapıdır'

Abone Ol

MERSİN, (DHA)- UZMANLAR, devreye alma çalışmaları süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin (NGS) Türkiye için teknolojik ve stratejik önemini, Rus nükleer teknolojilerinin oluşturacağı iş birliği fırsatlarını ve küçük modüler reaktörlerin enerji sistemlerinin geleceğindeki rolünü değerlendirdi. Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, 'Akkuyu, Türkiye açısından küresel nükleer tedarik zincirine açılan bir kapıdır' dedi.

Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, 'VVER-1200 teknolojisine sahip reaktörler Rusya ve Belarus'ta işletiliyor, Çin'deki Tianwan ve Xudapu nükleer güç santrallerinin yanı sıra Mısır'daki El-Dabaa ve Bangladeş'teki Rooppur nükleer güç santrallerinde de aynı teknoloji ailesi kullanılıyor. Yani Türkiye, dünya genelinde aktif bir biçimde kullanılan modern bir reaktör teknolojisini işletmeye hazırlanıyor. Aynı teknoloji ailesini kullanan ülkeler arasında işletme tecrübesinin paylaşılması, personel eğitimi, bakım süreçleri ve teknik iş birlikleri çok daha hızlı gelişebilir. Türkiye'nin VVER-1200 kullanan ülkelerle kuracağı bu bağlar, nükleer bilgi birikiminin artmasına ve uluslararası iş birliklerinin güçlenmesine katkı sağlayacaktır' ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin bu iş birliği ağını yalnızca santral işletmeciliğiyle sınırlı tutmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ergün, Türk mühendislerin ve şirketlerin aynı teknolojinin kullanıldığı farklı ülkelerdeki projelere katılabilecek bir kapasiteye ulaşmasının hedeflenmesi gerektiğini söyledi. Ergün, Akkuyu projesi sayesinde bu standartlara ulaşan Türk şirketlerinin uluslararası nükleer projelerde görev alabileceğini ifade ederek, 'Bir şirket nükleer standartlarda ekipman üretmeyi ve kalite güvencesi süreçlerini yönetmeyi öğrenirse yalnızca Akkuyu'da değil, aynı teknolojiyle inşa edilen farklı ülkelerdeki projelerde de yer alabilir. Bu nedenle Akkuyu, Türkiye açısından aynı zamanda küresel nükleer tedarik zincirine açılan bir kapıdır' diye konuştu.

'AKKUYU'NUN ASIL DEĞERİ TÜRKİYE'Yİ NÜKLEER TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİNE TAŞIMASI'

Prof. Dr. Şule Ergün, Akkuyu NGS'nin Türkiye'ye sağlayacağı katkıların yalnızca elektrik üretimiyle ölçülmemesi gerektiğini de belirterek, 'Akkuyu'nun asıl önemi, Türkiye'nin nükleer teknoloji ekosistemine girmiş olmasıdır. Nükleer santral dediğimiz yapı yalnızca elektrik üreten bir tesis değildir. İleri malzeme teknolojileri, yüksek hassasiyetli üretim, kontrol sistemleri, kalite güvencesi, siber güvenlik ve yapay zeka destekli izleme sistemleri gibi onlarca ileri teknoloji aynı projede bir araya gelir' ifadelerini kullandı.

Nükleer santral projelerinin ülkelerde yeni bir sanayi ve araştırma altyapısı oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Ergün, Akkuyu NGS'nin mühendis yetiştirilmesi, üniversitelerde yeni araştırma alanlarının açılması ve Türk şirketlerinin yüksek kalite standartlarına ulaşması açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtti.

Prof. Dr. Ergün, 'Türkiye'nin Akkuyu'ya yalnızca bir enerji yatırımı olarak bakmaması gerekiyor. Bu proje aynı zamanda uzun vadeli bir teknoloji kazanımıdır. Burada edinilecek bilgi ve tecrübenin üniversitelere, araştırma merkezlerine ve yerli sanayiye aktarılması gerekir' diye konuştu.

'SMR'LER VERİ MERKEZLERİNİN YANINDA KURULABİLECEK'

'Önümüzdeki yıllarda enerji sektörünün en önemli dönüşüm alanlarından biri olacak' dediği yeni nesil küçük modüler reaktörler (SMR) konusuna da değinen Ergün, SMR'lerin yalnızca küçük ölçekli nükleer santraller olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.

Modüler yapıları sayesinde bazı parçaları fabrikalarda üretilebilen SMR'lerin daha kısa sürede kurulabileceğini ve ihtiyaç doğrultusunda birden fazla modülün aynı tesiste bir araya getirilebileceğini anlatan Ergün, bu teknolojilerin elektrik üretiminin yanı sıra sanayiye proses ısısı sağlanması, hidrojen üretimi ve deniz suyunun tuzdan arındırılması gibi alanlarda da kullanılabileceğini kaydetti.

Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla veri merkezlerinin elektrik tüketiminin hızla arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Ergün, bu tesislerin yalnızca yüksek miktarda değil, günün 24 saati kesintisiz elektriğe ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ergün, 'SMR'ler veri merkezlerinin yakınında kurulabilecek güvenilir, kesintisiz ve düşük karbonlu enerji kaynakları olarak ciddi biçimde değerlendiriliyor. Yapay zekâ yatırımlarının artmasıyla birlikte veri merkezlerinin enerji ihtiyacı da büyüyecek. Bu nedenle SMR teknolojileri dijital ekonominin enerji altyapısında önemli bir rol üstlenebilir' dedi.

'TÜRKİYE BU DÖNÜŞÜMÜN DIŞINDA KALMAMALI'

ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Güney Kore başta olmak üzere birçok ülkenin SMR teknolojilerine yatırım yaptığını belirten Ergün, Türkiye'nin de bu alanda yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke olmaması gerektiğini söyledi.

Ergün, Türkiye'nin güçlü üniversiteleri, mühendislik kapasitesi ve gelişen sanayi altyapısıyla SMR teknolojilerinin geliştirilmesinde rol alabileceğini ifade ederek, 'Türkiye bu dönüşümün dışında kalmamalı. Hedefimiz yalnızca SMR satın alan veya işleten bir ülke olmak değil, tasarım ve üretim süreçlerine katılan, kendi teknolojisini geliştiren ülkeler arasında yer almak olmalıdır' diye konuştu.

PROF. DR. KAM: AKADEMİK LOMONOSOV, SMR TEKNOLOJİSİNİN HAYATA GEÇTİĞİNİ KANITLIYOR

İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam da SMR'lerin nükleer enerji sektöründeki en önemli yeni gelişmelerden biri olduğunun altını çizerek, bu teknolojilerin artık yalnızca proje veya tasarım aşamasında olmadığını söyledi. Rusya'nın Pevek kentinde faaliyet gösteren Akademik Lomonosov yüzer nükleer güç santralini örnek gösteren Kam, tesisin iki küçük ölçekli reaktörle zorlu Arktik koşullarında elektrik ve ısı ürettiğini belirtti.

Kam, 'Akademik Lomonosov örneği, küçük modüler reaktörlerin yalnızca geleceğe yönelik bir fikir olmadığını, gerçek koşullarda işletilebildiğini gösteriyor. Rusya bu teknolojiyi hayata geçirmiş durumda. Bu örnek, SMR'lerin uzak bölgelerde, zayıf şebekelerde ve özel enerji ihtiyacı bulunan alanlarda nasıl kullanılabileceğini ortaya koyuyor' ifadelerini kullandı.

SMR'lerin modüler üretim, daha esnek yer seçimi ve farklı ihtiyaçlara göre ölçeklenebilme özellikleriyle öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Kam, bu reaktörlerin sanayi tesisleri, maden bölgeleri, veri merkezleri ve büyük elektrik şebekelerine erişimi sınırlı yerleşimler açısından önemli bir alternatif sunduğunu söyledi.

'AKKUYU ÖNEMLİ BİR BAŞLANGIÇ NOKTASI'

Türkiye'nin SMR teknolojilerini yalnızca dışarıdan satın alan bir pazar haline gelmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Kam, Akkuyu'da edinilecek mühendislik ve işletme tecrübesinin yerli reaktör çalışmalarına aktarılması gerektiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kam, 'Türkiye'nin hedefi yalnızca hazır teknolojiyi kullanmak olmamalıdır. Reaktör tasarımı, güvenlik analizleri, kontrol sistemleri, malzeme teknolojileri ve nükleer standartlarda ekipman üretimi gibi alanlarda kendi kapasitemizi geliştirmeliyiz. Akkuyu bu açıdan önemli bir başlangıç noktasıdır' dedi.

Gerçek teknoloji transferinin yalnızca bir santralin kurulması anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Kam, bağımsız güvenlik analizleri yapabilme, nükleer standartlarda ekipman üretme, kontrol yazılımları geliştirme ve atık yönetimi politikalarını ulusal kurumlarla yürütebilme kapasitesinin oluşturulması gerektiğini söyledi.

'AKKUYU'NUN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNE KATKISI'

Prof. Dr. Kam, Türkiye'nin nükleer enerji programının Akkuyu'dan sonra da devam edeceğini vurgulayarak Sinop ve Trakya'da planlanan santrallerin yanı sıra yerli SMR çalışmaları ve Nükleer Teknopark projeleriyle de ülkenin teknoloji geliştirme kapasitesinin güçlendirileceğine dikkat çekti. Kam, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

'Nükleer yakıtın enerji yoğunluğu yüksektir, küçük hacimlerde uzun süre stoklanabilir ve üretim maliyeti içindeki payı fosil yakıtlara kıyasla daha düşüktür. Bu durum Türkiye'yi küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara ve olası tedarik krizlerine karşı daha dirençli hale getirecektir. Akkuyu, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini güçlendirecek, karbon emisyonlarını azaltacak ve ülkeyi nükleer teknoloji ekosistemine taşıyacak büyük bir adımdır. Ancak asıl başarı, burada edinilen deneyimin yerli sanayiye ve millî teknolojiye dönüştürülmesidir. Türkiye, büyük reaktörlerden küçük modüler reaktörlere uzanan bu dönüşümde yalnızca teknoloji kullanan değil, teknoloji geliştiren ve ihraç eden ülkeler arasında yer almalıdır.'