Kuran, Hz. Muhammed(sav)’nin getirdiği en büyük mucizedir. Beşeriyet onca 
uğraşlarına rağmen onun aynısı değil uzaktan ve yakından benzerini bile ifade edememiştir, 
onun gibisini ortaya koyamamışlardır. O, Allah’ın gönderdiği diğer ilahi kitaplarında 
fevkindedir. 
Yaşamın içinden güncel diyebileceğimiz her insanın ilgi ve alaka gösterdiği haberler 
durum ve olaylar Kuran’da yer alır. Yaşlı Sare’ye melekler çocuk müjdelediğinde gösterdiği 
tepki bunlardan biri olduğu gibi diğer ilahi kitaplarda yer verilmeyen Firavun’un karısının 
durumu ve duası da anlatılan bu olaylardan biridir. 
Firavun’un karısı, Kuran’ın anlatımıyla onu hidayete götürecek Hz.Musa’nın nehirde 
bulunması üzerine Firavun’u yönlendirmesiyle onun sağ kalmasında çok etken bir rol 
oynayacaktır. Kasas suresi 9, ayette bu durum şöyle ifade edilir: “Firavun'un karısı: "Bana 
da sana da bir göz bebeği, bunu öldürmeyin, belki bize yarar, ya da evlat ediniriz." dedi 
ve onlar farkında değillerdi.” 
Firavun, kahinlerin uyarısı üzerine kendi ve yönetimini korumak için İsrail oğullarının 
tüm erkek çocuklarını hiç tereddütsüz ve acımasız öldürmekte ve bu emir ve kanun 
geçerliyken suda bulunan bebek Musa’ya Firavun’un eşinin kalbi ısınmış ve Kuran’ın 
anlattığı şekilde Firavun’a müdahalede bulunmuştu. 
Asiye’nin ‘belki bize yarar bir faydası dokunur’ ifadesiyle beklentisi sonuçta ortaya 
çıkacak ve Firavun’un sarayında en etkili ve yetkili konumdaki Asiye, Musa’nın getirdiği 
ilahi mesaja karşılık verecek ve halis inananlardan olacaktı. 
Rablik iddia eden her şeye hükmettiğini ve yönettiğini zanneden güç sahibi Firavun, 
başlangıçta basit ve değersiz gördüğü Hz.Musa karşısında beklentisinin aksine gün geçtikçe 
başarısızlığa düşmektedir. İşin başında sihirbazları onu terk etmişti. Firavun’un ifadesiyle 
‘onun izni olmadan ondan başka rab edindiklerinden’ onlara ceza ve diğerlerine caydırıcı 
olsun diye ayak ve kollarını çaprazlama kestirmişti. Hz. Musa’nın güçlü ilahi daveti 
karşısında Firavun kendi çıkarı adına paniğe düşmüş ve her bir panikte kendi ve sisteminin 
gücünü kaba güçle göstermeye çalışmaktaydı. Yıllar önce çok inandığı kahinlerin haberiyle 
telaşa düştüğü Musa bu gün karşısında gerçekleşmiş olarak durmakta ve üstelik ona karşı hep 
başarı elde etmektedir.
 Uzun yıllar benliğine yer eden Musa korkusu dahası kendi konumunu ve sistemini 
kaybetme endişesi Firavun’u tam anlamıyla şaşırtmıştı. Bu endişe korku ve ruh haletiyle 
devletin tüm gücünü Hz.Musa ve ona inananlara karşı acımasız ve sert olarak kıllanmaktaydı. 
Çok yakınından da olsa Hz.Musa’ya inananlara hayat hakkı tanımıyordu. 
Firavun’a rağmen Hz.Musa’nın getirdiği ilahi mesajları kabul eden Asiye, sarayın ona 
sağladığı bilgi imkan ve yetenekler avantajıyla ilahi mesajları doğru ve ayrıntılı şekilde 
anlamış, algılamış ve gerçek bir mümine olmuştu. 
Uzun yıllardır Musa korkusuyla paranoyak bir konuma giren Firavun, çok yakını eşi 
Asiye’nin Hz.Musa’ya inandığını öğrendiğinde çıldırmışçasına diğerlerine uyguladığı 
işkenceleri ona da yaptırmaya başlamıştı. Firavun ve diğer devlet yöneticileri gözü dönmüş 
bir canavar olmuşlardı adeta. Kendileri ve devletleri için en büyük tehlike gördükleri 
Hz.Musa’nın mesajlarına inanıp kabul eden herkese acımasızca işkence ediyorlar ve 
kendilerine dönmezlerse sonuçta katlediyorlardı. 
Hz.Asiye de tam bu süreçte fark edilmiş ve hiç tereddütsüz işkence sürecine alınmıştı. 
Firavun’un adamlarının ve sisteminin acıması yoktu. Kendi karısına, kendi ve sisteminin 
geleceği adına hiç acımayacaktı. 
Aydın bilgili ve mümine Asiye tüm bunları çok iyi biliyordu. Acımasızdılar ve afları 
da yoktu. 
İşte Kuran, bunca bu yaşananları Tahrim suresinde Hz.Asiye’yi müminlere örnek 
göstererek özlü kısa ve muciz bir şekilde onun dilinden duasıyla şöyle ifade eder: “Rabbim! 
Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve 
beni zalimler topluluğundan kurtar!”(Tahrim suresi 11.ayet)
Günümüzdeki ifadesiyle Asiye, yalnız Mısır’ın değil o günkü dünyanın ‘first 
leydi’siydi. Büyük ve güçlü bir devlette, devletin en tepesinde bulunanlardan olarak dünyanın 
her türlü imkan, olanak, fırsat, güzellik, rahat ve şatafatına sahipti. Saraydaydı ve sarayın en 
yetkililerindendi. Elbet bu imkanları bu güzellikleri bırakmak zordu; hatta imkansızdı. 
Yaşadığı sarayı, güzel evi, imkan, konfor ve lüksü bırakmak istemezdi. 
Bu konumda olan bir müminin ahirete yönelik duası elbette bu içinde bulunduğu 
nimetler dahilinde olacaktı. Muhtemel bunun için Hz.Asiye içinde yaşadığı bir sarayı Allahtan 
cennette istemişti. ‘Beyt’ kelimesi ev anlamında olduğu gibi villa köşk ve saray anlamında da 
kullanılır. 
Hz. Asiye’nin duasında istediği ev, onun dilinden bilinçli olarak adeta tarif edilmiştir. 
Müslümanın en büyük arzusu ahirette ebedi cennete girmektir. Hz.Asiye bu duasında sadece 
cenneti istememiştir. Halis imana ulaşmış ve iman ve Allah’ın ayrıntılı bilgisine sahip olarak 
cennette bir ev, bir köşk, bir kasr, bir saray istemiştir. ‘Beyt’ kelimesin nekre olarak 
kıllanılması Hz.Asiye’nin dünyadaki saraylardan daha güzel, Allah’ın lütfuna kalmış herhangi 
bir saray isteğini ifade eder. Böylece Asiye, seküler ve bencil de davranmamıştır. Beyten, 
herhangi bir ev, saraylardan bir saray anlamındadır. Firavun’un sarayı yada rablik iddiasıyla 
Firavun’un ona verdiği saray değil. Cennette ona özel sarayda ona yetmemiş ve bu sarayın 
hemen Allah’ın yanında, ona yakın, onun yakınında olmasını da istemiştir. ‘İndeke’ ifadesi 
bunu ifade  etmektedir. Tanrı’nın hemen yanında yer almayı istemek ekstra din ve ilahi 
bilgilere sahip olanların isteyebileceği, düşünüp dile getirebileceği bir duadır. 
Dünyaya müteallik olarak ta Allah’tan onu Firavun ve Firavun’un amel, iş ve 
davranışlarından kurtarmasını istemiştir. Firavun’dan kurtarılmayı istemek firavuna olan 
nefreti ve onun katlanılamazlığını ifade eder. ‘Amelihi’ ifadesi ise Firavun’un Hz.Asiye ve 
diğer müslümanlara yaptığı işkence ve kötü muameleleri ifade eder. Bazı tefsirciler bunu eş 
olarak Firavun’un Asiye’ye karşı fiili olarak açıklamışlardır.  Kurtar ifadesini tekrar ederek 
zalim kavimden kurtarılmayı ister. Zalim kavimden maksat elbet Firavun’un adamları, 
devletin işleyiş sistemidir. Firavun’dan kurtulmak, kurtarılmak elbet yetmiyordu. Firavun’un 
kurduğu ve müslümanlar aleyhine işleyen bir devlet mekanizması vardı. Firavun ölse bile 
sistemi otomatikman işleyecekti. Hz.Asiye, Firavun’dan kurtulmanın yeterli olmayacağını 
bildiği için Firavun ve amelinden kurtar ifadesinden sonra zalim kavimden de kurtar 
ifadesiyle duasını sonuçlandırmıştır. 
Tefsirlerde bu konu anlatılırken Hz.Asiye’nin duasını Allahın kabul ettiği ve ona 
cennette istediği sarayı gösterdiğinde gülümsediği ve tam o anda da ruhunun kabzedildiğine 
vurgu yapılarak yaptırdığı işkenceye rağmen gülümsemesine sinirlenen Firavun’un son 
öldürücü işkenceyi üzerine gönderme emrinin bu açıdan boşa çıktığı anlatılır. Hz.Asiye 
çoktan cennette, Allahın katında, evine kavuşmuştur. Firavun’un fani sarayı dünyada yüzlerce 
kez yapılan, yaptırılan sarayların, beyaz sarayların Asiye’nin evi yanında hiçbir değeri yoktur. 
Mucizu’l-Beyan’ın ifade ettiği üzere elbette böyle bir Asiye kadın erkek tüm 
müminlere en güzel örnektir.