01.12.2014, 23:04 978

KİLO VERMENİN ALTIN KURALLARI

  1. Beyninizi kilo vermeye güdüleyiniz

  2. Hiç bir olayı takıntı haline getirmeyiniz.

  3. Salgı sisteminizle sinir sisteminiz arasındaki uyumu sağlayınız

  4. Yemeğinizi yavaş tüketiniz.

  5. İçerisinde koruyucu ya da iştah açıcı kimyasallar içeren besinler tüketmeyiniz.

  6. Sabah aç karına bir kaşık probiyotik, enzim, vitamin ve mineral zengini (sinbiyotik) tüketiniz

  7. Besinleri bütün tüketiniz.

  8. Kesinlikle diyet yapmayınız.

  9. Nitelikli uyumalısınız.

  10. Kaygılardan uzak durunuz.

  11. Haftanın en az üç günü yarım saat süreyle çıplak ayakla toprağa basınız

Vücudunuzdaki bütün sistemleri kontrol ve koordine eden beyninizdir. Çocukluk yıllarınızı bir düşünün. Her şey normaldi. Rahatça koşuP, enerjinizi harcıyordunuz. Fazla kilonuzun olması şöyle dursun belki de çevrenizden sizin için sıska diyenler bile oluyordu. Bağışıklık sisteminizle sinir sisteminiz çok uyumluydu, kilo tutma gibi bir sorununuz olmuyordu.

Daha sonra sorumluluk almaya başladınız. Bazı sorunlara olabildiğince odaklandınız, beyin bütün enerjisini bir düşünceyi oluşturmak için harcadı. Salgı sisteminden gelen uyartılara dönüş sağlayacak enerji olmadığı için salgı sisteminize geri bildirim yollanmadı. Vücudunuzun gereksinimi olan salgılar salgılanmamaya başlandı. Yani salgı sisteminizle merkezi sinir sistemi arasında bir kopukluk oluşmaya başladı. Bu durumun sonucunda bazı salgı bezleriniz devre dışı kaldı.

Sistemleriniz uyumsuzlaşınca sinirli bir insan oldunuz. Uyku düzeniniz bozuldu. Vücudunuzda yeterince leptin hormonu salgılanmamaya başladı. ( Leptin hormonu vücudunuzda biriken yağları enerjiye dönüştüren tek hormondur.) (Sorunu çözmek için terapi desteği almanız gerekebilir.)

İnsan bedeninde metabolizma faaliyetlerinin tamamlanabilmesi için 3.000 enzim, yeterince vitamin, minerale ihtiyaç varken vücudumuzdaki enzim sayısı ortalama 600 civarındadır. Bu sayı metabolizma faaliyetlerimizin bütününün yerine getirilmesi için yeterli değildir. Vücuda simbiytik desteği olmadan metabolizma faaliyetlerinin tamamlanması mümkün değildir. Metabolizma faaliyetlerine katılamayan besinler şartlar uygun olduğunda kullanılmak üzere dopolanırlar.

Bundan başka içerisinde koruyucu ve iştah açıcı kimyasallar içeren besinler yalnızca fazla tüketmeye neden olmaz, bundan başka sindirim işlemlerine destek sağlayan bakterilerin yok olmasına ya da bakterilerin mutasyona uğramasına neden olur. Bu durum bağırsak floranızın bozulmasına metabolizma faaliyetlerinizin yerine getirilmemesine neden olur. Metabolizma faaliyetlerine katılamasa da ön işlemden geçmiş besinler yağa dönüştürülerek vücutta depolanır. Bu da vücudun kilo tutması anlamına gelir.

Mide önemli bir organımızdır, mide içerisinde sinir sistemini uyaran reseptörler vardır. Midedeki algılayıcıların beyine ileti yollaması yaklaşık beş dakikalık bir gecikmeyle gerçekleşir. Eğer yeme işleminiz çok hızlı gerçekleşiyorsa, bu durum en az beş dakika fazla beslendiğiniz anlamına gelir. Hızlı yemek yeme alışkanlığınız varsa (Hızlı yiyerek on dakikada doyduğunuz hissini yaşıyorsanız) bu normal beslenmenizin iki katı besin tükettiğiniz anlamına gelir ki, sindirim sisteminde ön işlemden geçebilen her besin vücutta depolanarak kilo almaya neden olur. Mono Sodyum Glukomat gibi iştah açıcı kimyasallar yeme ve içme isteğinizi arttırır. Bunlar da kilo almanıza neden olan, yaşamınıza girmiş önemli etmenlerdir.

Bir besinin metabolizma faaliyetine katılabilmesi için değişim zincirinin tüm halkalarını tamamlaması gerekir. Bu halkanın her biri farklı bir bakteri türü tarafından gerçekleştirilir. Besinin metabolizma faaliyetlerine katılabilmesi ancak nihai ürün haline gelmesiyle mümkündür. Bu anlamda vücutta olması gereken enzimlerin yanı sıra vitaminlerin, minerallerin de eksiksiz bulunması gerekir. Bu da ancak zengin bir simbiyotik tarafından sağlanabilir. Simbiyotik ( probiyotik, prebiyotik ve minerallerden oluşan karışım) bağırsağın boş olduğu bir zamanda alınırsa emilimi ve ilgili hücrelere ulaşması daha kolay gerçekleşir.

Metabolizma faaliyetlerinin tamamlanması besinlerin çeşitlendirilmesiyle mümkün olurken, diyet yapmanın, besinlerin eksik tüketilmesi tavsiyelerini kişisel olarak algılayamıyorum. Besinleri zaten yanlış, ya da dengesi bozulmuş bir biçimde tüketiyorsunuz. Buğdaydan başlayarak besinlerin hemen tamamına yakınını kabuklarıyla tüketmelisiniz. Her besin bütünlüğü içerisinde dengededir. Az da olsa nar, portakal, limon gibi besinlerin kabuklarını da tüketiniz. Besinleri bütün tüketmek hem besinlerin kendisi içerisindeki dengeyi korumanızı sağlar, hem de mineral ve vitamin ihtiyaçlarınızın karşılanmasını, metabolizma faaliyetlerinizin düzene girmesini sağlar.

Her tür kaygı, her tür canlıyı önlem almaya yönlendirir. Bir biber fidesini susuz bırakırsanız neslinin tükeneceği hissiyle neslini devam ettirmek için hemen çiçek döker. Eğer beyinde aç kalma duygusu oluşursa beden kendini kilo biriktirmeye yönlendirir. Bu nedenle kaygıdan uzak durmalısınız.

Vücutta biriken durgun elektrik hücrelerin ritmini bozar. Hücrelerin ritmi bozulursa önce aralarındaki koordinasyon bozulur. Koordinasyon bozukluğu da hücreleri önlem almaya dolayısıyla da kilo almaya yönlendirir. Bu nedenle öncelikle sentetik tabanlı ayakkabıları ve sentetik iç çamaşırları yaşamınızdan çıkartmanız gerekir. Haftada en az üç kere çıplak ayakla toprağa basarak üzerinizde birikmiş durgun elektriği boşaltarak metabolizma faaliyetlerinizi sağlıklı hale getirebilirsiniz.

Yorumlar (0)