Ne güzel bir söz...
Bizi yoranlardan vazgeçmek en güzeli aslında...
TV'de yemek yarışması var.
Üç Şef, yarışmacılardan bir şeyler pişirmelerini istiyor.
Bir telaş bir panik, hepsi farklı şeyler yapıp şeflere beğendirmeye çalışıyorlar yaptıklarını.
Finalde de büyük ödül var.
Azarlanıyorlar, elleri yanıyor, parmaklarını kesiyorlar, kavga ediyorlar ama, sonuçta bir ödül var ...
Mücadeleye değer...
Önce kızıyordum, insan boşuna bu kadar lafı neden yer?
Sonra düşündüm;
Yahu, kendine ağla, eş, dost demeden herkesin derdine koşmaya çalışıyorsun, bir ödül beklentin de yok. Yediğin lafın, fırçanın haddi hesabı yok.
Hele ki nankörlük, içler acısı...
Yarışanlar hiç değilse büyük ödülün peşindeler.
Hepimiz öyle değilmiyiz?
Sırf sevdiklerimizin mutluluğu için kendimizi paralarken, memnun olmayanlar yüzünden üzülüyoruz ödül olarak...
Bir garip dünya.
İnsanlar, artık çok bencil, vurdum duymaz olmuş, gamsızların dünyası...
Sadece kendi çıkarları için yaşıyorlar...
Aslında ben de çok isterdim, o kesim gibi yaşamayı...
Ne güzel işlerini hallettir, yaşa gitsin sonra da hatta nankörlük yap...
En çok üzüldüğüm şeyler, beni üzenler, daha da kötüsü hiç beklemediğin kişiler...
Hiç karışmasam, aslında mutluyum.
Mutsuz olmama, mutlu ettiklerim sebep oluyor.
Komik.
"Bu kız benim için uğraşıyor" diyen yok.
Bir kapris, bir gerilim.
Sorunun sebebi ben değilim, sorun senin, ben yardımcı oyuncuyum, bana değil, kendine kızıp, benden özür dileyeceksin...
Ama anlayana anlatılır bazı şeyler işte...
Ne bu yahu?
Ezilen ben, çözen ben, konuyla hiç ilgim yokken kıvranan ben, sonra herkes mutlu ben kötü.
Oldu canım, başka sıkıntınız var mı?
Alın gelin...
Ben göğüslerim her şeyinizi...
Yok artık...
Bundan sonra herkes ederi kadar...
Değerinle kal, hoşçakal...