Esat Durak – Köşe Yazısı

Yıl 2019.

Yerel seçimler öncesi. Vahap Seçer’in seçim beyannamesi hazır. İlk 100 gün içerisinde gerçekleştireceği vaatlerinin arasında suyun vatandaşa maliyetini küçültmek var. Çünkü “Halkçı Başkan” sloganıyla oturduğu koltuğa yakışan bir vaatti bu.

Ve 100 gün içerisinde o vaat gerçekleşti. Su fiyatları makul bir seviyeye geldi. Ne var ki reel ekonomi ve yatırım maliyetleri suyun yeniden pahalı içildiği bir kent haline dönüştürdü Mersin’i.

Vatandaş suyu içerken içinde sudan başka her şey vardı. İşte Büyükşehir Meclisi’nin dünkü gündem maddesi de buydu.

Faturanın İçinde Sadece Su Yok

Vahap Seçer’in yaptığı açıklama, son zamanlarda Mersin’de en çok konuşulan konulardan birine yeniden ışık tuttu. Vatandaşın eline geçen faturaya baktığında gördüğü tek şey çoğu zaman yüksek bir rakam. Doğal olarak tepki de faturayı tahsil eden kuruma, yani büyükşehir belediyesine yöneliyor.

Ancak işin perde arkasına bakıldığında tablo biraz daha farklı. Belediye Başkanı Seçer’in ifade ettiği gibi su faturasında sadece içme suyu bedeli yer almıyor. Faturanın içinde evsel katı atık bedeli, çevre temizlik vergisi ve bazı hizmet kalemleri de bulunuyor.

Üstelik bu kalemlerin bir kısmı doğrudan büyükşehir belediyesinin değil, ilçe belediyelerinin yetki ve sorumluluk alanında.

Tek Fatura, Birden Fazla Kurum

Yani vatandaş aslında tek bir kalemde gördüğü faturanın içinde farklı kurumlara ait ücretleri birlikte ödüyor. Fakat faturayı kesen ve tahsil eden kurum büyükşehir olduğu için eleştiriler de doğal olarak buraya yöneliyor.

Bu durum yerel yönetimlerde sıkça karşılaşılan bir iletişim sorununu da ortaya çıkarıyor. Vatandaş, ödediği bedelin hangi hizmete gittiğini çoğu zaman net bir şekilde bilmiyor.

DSİ Yapmadı, Toroslar Belediyesi Yapacak: Kanal Kenarlarına Güvenlik Önlemi Geliyor
DSİ Yapmadı, Toroslar Belediyesi Yapacak: Kanal Kenarlarına Güvenlik Önlemi Geliyor
İçeriği Görüntüle

Artan Maliyetler Gerçeği

Bir başka gerçek ise şu: Su artık yalnızca bir hizmet değil, aynı zamanda maliyetleri hızla artan bir altyapı meselesi. Enerji giderleri, arıtma maliyetleri, altyapı yatırımları ve çevre yükümlülükleri suyun gerçek maliyetini her geçen yıl artırıyor.

Bu noktada iki şey büyük önem taşıyor. Birincisi, belediyelerin maliyetleri ve fatura kalemlerini vatandaşa açık ve anlaşılır biçimde anlatması. İkincisi ise merkezi ve yerel yönetimler arasında yetki ve gelir paylaşımının daha net bir şekilde düzenlenmesi.

Sonuç olarak Mersin’deki su faturası tartışması aslında tek bir kurumun meselesi değil; farklı idari yapıların ve mali yüklerin aynı faturada birleşmesinden doğan bir tablo.

Vatandaşın beklentisi ise çok basit: Adil, anlaşılır ve mümkün olduğunca düşük bir fatura.

Yerel yönetimlerin önündeki asıl sınav da tam olarak burada başlıyor. Çünkü su yalnızca bir hizmet değil, aynı zamanda doğrudan hayatın kendisi.