Düşünbil internet sitesinde birkaç makalesini okuduğum Kerim Edinsel’den etkilenerek ve yararlanarak bu yazıyı oluşturdum.
Toplum tek tek bireylerden oluşur. Ancak bireylerin toplamından fazla bir şeydir. Bireylerin kişilikleri, ilişkileri, işleri, davranışları toplamından ibaret değildir toplum.
Birey toplum içine doğar, ilk öğrendikleri annesi, ailesi ve yakın çevresinden olurken büyüdükçe buna toplum da eklenir.
Birey kişiliğini toplumdan öğrendikleriyle oluşturur, toplumla etkileşimle geliştirir. Eğitimi toplum tarafından sağlanırken eğitimden aldıkları bireyden bireye değişir. İlişkileri, işi, davranış normları, değerleri toplumla etkileşim çerçevesinde oluşur.
Bireyin habitusu, bireyin ne olacağını, ne yapacağını, nasıl düşüneceğini, nasıl davranacağını büyük oranda belirler.
Habitus, kişinin ait olduğu toplumun kültüründen ve sosyal sınıfından edindiği bakış, duruş, jest ve mimiklerle görünür biçimde bedene yerleşen, algılama, hissetme, düşünme, tutum ve davranış alışkanlıklarıdır.
Habitusun temel bileşenlerinden biri de kültürdür; kişinin eylemlerini etkileyen ve eyleme yönlendiren.
Kültürün çok farklı tanımları yapılabilir. Kapsayıcı bir tanımı, insan toplumlarının ortak inançlar, gelenekler, bilgiler, kurumlar, dil, kurallar, semboller, teknoloji ve değerlerin genetik olmayan yollarla, bir kişiden diğerine, insan grupları ve toplumları arasında ve nesiller boyunca, edinimi ve aktarımını içeren özellikler şeklinde yapılabilir.
Kısaca bireysel ve toplumsal durumları ve özellikleri açıklamak için farklı içerikler yükleyerek kullandığımız kavramlardan biridir kültür ve düşünsel, duygusal ve davranışsal normların oluşmasını sağlayan değerleri üretir.
Hollandalı sosyolog ve sosyal psikolog Geert Hofstede de göre kültür, insan zihninin farklı kültürlerde farklı kolektif zihniyetler olarak programlanmasıdır.
Bu tanımından yola çıkan Hofstede kültürün farklı boyutları olduğunu ve bunların ülkeden ülkeye, toplumdan topluma farklılaşabileceğini ileri sürmüş. Oluşturduğu ‘Ulusal Kültürel Boyutlar Teorisi’ çerçevesinde geliştirdiği ölçekle uluslararası çalışmalar yapmış, daha sonra bunu birçok bilim insanının yaptığı çalışmalar izlemiş.
Hofstede kuramında ulusal kültürlerin dört boyutu olduğunu söyler:
· Otorite ile ilişkiyi belirleyen Güç Aralığı (dar- geniş), bireylerin birbiriyle ve toplumla ilişkisini tanımlayan
· Bireycilik- Toplulukçuluk, toplumdaki davranışları betimleyen
· Dişilik- Erillik, belirsizlikten duyduğu kaygıyı ifade eden
· Belirsizlikten Kaçınma. Daha sonra bu boyutlara Uzun Vadeli Yönelim ve Hoşgörü boyutları eklenmiş.
Ülkelerde yapılan ölçümlerde uluslar 0-100 arasında bir skalada değerlendirilmiş ve aldıkları puana göre kültürel boyutu saptanmış.
1975- 80 yılları arasında Hosfstede dünyanın dört bir yanında çalışan IBM emekçileriyle bir çalışma yapmış ve yaşadıkları ülkelerin kültürel boyutlarını ortaya koymuş.
Ülkemiz Güç Aralığı boyutunda otorite ile halka arasındaki mesafenin geniş olduğu, otoriter bir kültür içinde yaşadığını tanımlayan puanlar almış. Diğer boyutlardan aldığı puanlarla toplulukçu, tahmin edilenin aksine dişil boyutunun biraz önde, belirsizlikten kaçınmanın ise baskın olduğu saptanmış.
Kültürün, yavaş da olsa ekonomik, sosyal ve siyasal koşullarla değiştiğini biliyoruz. Günümüzde yapılacak bir çalışmada, askeri darbenin sillesini yemiş, yıllarca vahşi neoliberal ekonomik düzende yaşayan toplumda bireyciliğin ön plana çıkması sürpriz olmayacaktır. Güç aralığının daha da genişlediğini, belirsizliğe tahammülün kalmadığını, dişil davranışların yerini eril davranışlara bıraktığını görmek de şaşırtıcı gelmeyecektir çoğu kimseye.
Gönül ister ki yeni yılda ülkemizde toplulukçu, güç aralığının daraldığı, dişil davranışların (dayanışmacı, uyumlu, yardımsever, şefkatli, çatışmadan kaçınma vb.) çoğaldığı, belirsizliğe tahammülün arttığı kültürel boyutların yeşereceği ekonomik, siyasi ve sosyal iklim boy atsın.
Dileğin tek başına yetmediği, bunlar için mücadele etmek gerektiği bilinciyle…
Yeni yılınız kutlu olsun!
Nedim İnce
Ayvalık /31. 12. 2025