Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken iken; ovanın birinde komşu iki köy varmış. Yetişkinlerin bir birleriyle sorunu yokmuş. Delikanlıları ise köylerinin kızlarını kıskanıyormuş ve pek iyi geçinemiyorlarmış. Bir gün komşu köyden üç delikanlı diğer köydeki bir delikanlının davetiyle onun köyüne misafir olmuşlar.
Dedik ya bir birlerini hazzetmiyorlarmış. Laf atışmaları bir anda kavgaya dönüşmüş. Misafir delikanlılar ilk darbeyi vurup can havliyle köylerine doğru kaçmaya başlamışlar. Üç beş kişinin arasında geçen olay bir anda köye yayılmış ve köyün delikanlıları önde çocuklarıarkada hep birlikte bir kovalamaca başlamış.
Üç delikanlı köylerine varamadan yakalanmış. Orada biraz hırpalanmışlar. Sonra onları yakalayan kafile delikanlıları önlerine katıp köye getirmeye başlamış. Yol boyunca da kafile içinden bazıları üç delikanlıyı zaman zaman hırpalamaya devam etmiş. Bunlar nedense köyün hep en pısırık, en korkak delikanlılarıymış.
Köyde üç delikanlı muhtara ve köyün ileri gelenlerine teslim edilmiş. Görmüş geçirmiş yetişkinler her iki köyün delikanlılarına nasihat etmiş. Onları barıştırmışlar. Üç delikanlının yaraları pansuman edilmiş, birkaç yetişkin refakatinde köylerine gönderilmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri bu masalı yazana, birisi de bu masalı dinleyene.
Dördüncü elma da sosyal bilimcilerin kafasına düşmüş ve sosyal bulaşma diye bir kavram geliştirmişler. Masalda bir anda köyün bütün delikanlı ve çocuklarının davranışlarını geliştirdikleri bu kavramla açıklamaya çalışmışlar.
Gustave Le Bon isimli bir sosyolog bu kavramsallaştırmayı yapan ilk kişiymiş. Takvim 1903 yılını gösteriyormuş. Sonra birçok bilim insanı toplumsal olayların bazılarını açıklamak için bu kavramın içini zenginleştirerek günümüze kadar kullanmayı sürdürmüş.
Sosyal bulaşma, topluluk içerisinde baskın olan düşüncenin, duygunun bireylere aktarılması ve bunun sonucunda ortaklaşa eylemin ortaya çıkmasını açıklayan sosyolojik kavrammış. Bunu ilk kavramsallaştıran Gustave Le Bonsosyal bulaşmanın özellikle linç gibi toplumsal olayların altında yatan etkenlerden biri olduğunu söylemiş. Sosyal bulaşma ile bireyler tek başlarına yapmayacakları ya da yapamayacakları katliam benzeri eylemleri gerçekleştirebilmekteymişler. Sorumluluğun gruba dağılarak kişiye düşen payın azalması bunda oldukça etkiliymiş.
İyi olan bir şey daha varmış, sosyal buluşma iyi duygular, düşünceler ve davranışlar içinde geçerliymiş. Onlar da insandan insana bulaşabiliyormuş.
Davranışlar, duygular ve ifade edilen tutumlar, birbirleriyle akraba olan ya da olmayan bireylerden oluşan bir grup veya yakın kişilerden oluşan bir topluluğun içinde kendiliğinden yayılabilirmiş, kasıtlı ya da bilinçli bir niyet gerekmiyoolabilirmiş.
Sosyal bulaşmanın nasıl olduğuna dair sosyopsikolojik birçok açıklama varmış. Bunun yanı sıra gelişen beyin çalışmaları sonucunda nörobiyolojik kanıtlar da bulunmuş. Kişi başkalarının davranışını izlerken, beyinde tespit edilmiş olan ayna nöronları sanki o davranışı bizzat kişinin kendisi yapıyormuş gibi aktive olurmuş ve ne gördüyse, ne hissettiyse, ne düşündüyse onun antrenmanını yapar ve nöronlar o yönde gelişirmiş. Şiddet deneyimlediyse şiddete, şefkat deneyimlediyse şefkate eğilimli olurmuş.
‘Arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim’ sözü buna dayanıyormuş, insanların uzun süren gözlemleri sonucu ifade ettiği…
Sosyal bulaşma insanın sosyal bir varlık olmasından kaynaklanan doğal bir sonuçmuş.İnsanların bunun farkına varıp sosyal bulaşmanın kötüye kullanılmasına izin vermemesi gerekiyormuş. İnsanların sosyal bulaşmanın güzellikler yaratması için kullanılmasına gayret etmesi, dayanışmanın ve paylaşmanın hızla ve yaygın bir şekilde bulaşmasının yolunu açması kişi ve topluma huzuru ve mutluluğu getirmesini kolaylaştırırmış.
Yazı da yazarına huzuru bahşederek burada bitermiş.
Nedim İnce
Hasanbey / 09. 02. 2026