Bir otobüs şoförünün tavrı, bir kentin insanlık karnesini sorgulatıyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir.

Dün akşam Mersin Otogarı’nda yaşadığım bir olay, yalnızca şahsıma yapılmış bir saygısızlık olarak geçiştirilemez. Çünkü mesele, bir otobüs şoförünün bir yolcuya nasıl davrandığından çok daha büyüktür. Mesele, kamu hizmetinin insana nasıl baktığıdır.

Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir otobüse binmek istedim. Karşılaştığım şoförün tavrı, kullandığı üslup ve bana yaklaşımı karşısında şaşkınlık yaşadım. Emekli bir gazeteci olduğumu bilmesine gerek yoktu. Kim olduğumu, hangi görevlerde bulunduğumu, mesleğim boyunca neler yaşadığımı bilmesine de gerek yoktu.

Çünkü ben, o otobüse binen herhangi bir yurttaş olarak da saygıyı hak ediyordum.

Ancak yaşlılığımı hedef alan, beni küçümseyen ve bunamış bir insan muamelesi yapan bir tavırla karşılaştım. Kendisine itiraz edip uyarmama rağmen gerginlik sürdü. Sonunda otobüsteki vatandaşlar araya girerek, “Abi, tamam, sen efendi kal, sakin ol” diyerek beni yatıştırmaya çalıştılar. Ben de sustum, oturdum.

Peki, neden susmak zorunda kalan ben oldum?

Neden bir yurttaş, bindiği otobüste kendisini savunmak zorunda kalıyor? Neden toplu ulaşım gibi herkesin eşit biçimde yararlanması gereken bir kamu hizmetinde, insan onuru bu kadar kolay incinebiliyor?

BU MUDUR?

Ben yıllarca gazetecilik yaptım. Haberin peşinde koştum, insanların sorunlarını dile getirdim, toplumun sesini duyurmaya çalıştım. Bugün emekli bir gazeteci olabilirim. Ama emekli olmak, insanlık onurundan emekli olmak değildir!

Üstelik mesele benim gazeteci olmam da değil. Karşısındaki insanın gazeteci, işçi, emekli, öğrenci ya da işsiz olması fark eder mi? Bir insanın saygı görmesi için mutlaka bir unvan taşıması mı gerekir?

Hayır!

Saygı, makama göre dağıtılan bir ayrıcalık değil, insan olmanın gereğidir.

Bir de geçenlerde duyduğum başka bir olay var: İddiaya göre, parası olmayan bir öğrenci otobüsten indirilmiş. Olayın bütün ayrıntılarını ve koşullarını bilmiyorum; dolayısıyla yetkililerin bunu araştırması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu iddia bile bize önemli bir soruyu sorduruyor: Toplu ulaşım, insanların hayatını kolaylaştırmak için mi var, yoksa zor durumda kalan insanları daha da mağdur etmek için mi?

Öğrenci parasız kalabilir. Yaşlı bir insan yorulabilir. Bir yolcu kendisini ifade etmekte zorlanabilir. Bir başkası sağlık sorunları yaşayabilir. Kamu hizmetinin görevi, insanları bu durumları nedeniyle küçümsemek değil; kurallar çerçevesinde, anlayışlı ve adil davranmaktır.

Elbette otobüs şoförlerinin de zorlu bir çalışma koşulu var. Trafik, yoğunluk, zaman baskısı ve yolcularla yaşanan sorunlar kolay değildir. Onların çalışma koşullarının iyileştirilmesini de savunmak gerekir. Ancak hiçbir zorluk, yolcuya hakaret etmeyi veya onu aşağılamayı haklı çıkarmaz.

Burada sorumluluk yalnızca şoförün kişisel tutumuyla sınırlı da değildir. Belediyelerin personel eğitimi, yolcu hakları, şikâyetlerin değerlendirilmesi ve hizmet standartları konusunda gerekli önlemleri alması gerekir.

Mersin Büyükşehir Belediyesi yetkililerine soruyorum:

Toplu ulaşım araçlarında yolculara nasıl davranılması gerektiği konusunda personelinize gerekli eğitimler veriliyor mu?

Yaşlı yurttaşların, öğrencilerin ve ekonomik sıkıntı yaşayan insanların mağduriyetlerini önlemek için hangi tedbirler alınıyor?

Bir vatandaş şoförün davranışından şikâyetçi olduğunda, bu şikâyet nasıl değerlendiriliyor?

Dün akşam yaşadığım olayın araştırılmasını, varsa araç ve sefer kayıtlarıyla olayın aydınlatılmasını ve gerekli değerlendirmenin yapılmasını istiyorum. Amacım bir insanı peşinen suçlu ilan etmek değil; yaşananları açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.